YARGI KARARLARI
T.C.
DANIŞTAY
Dördüncü Daire
Esas No : 2007/894
Karar No : 2009/747
Özeti : Münhasıran finansman hizmeti vermeyen yabancı kurumdan temin edilen krediler nedeniyle, ödenen faiz üzerinden 93/5147 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın 8/a maddesi uyarınca, tevkifat oranının sıfır olduğu hakkında.
İstemin Özeti : Davacının yabancı kurumdan temin ettiği kredi için ödediği faiz üzerinden 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 24 üncü maddesi uyarınca tevkifat yapmadığı ileri sürülerek düzenlenen rapor uyarınca 2001/2 ve 4 üncü aylar için kurum (stopaj) vergisi salınmış, fon payı hesaplanıp, vergi ziyaı cezası kesilmiştir. İstanbul 9. Vergi Mahkemesinin 30.10.2006 günlü ve E:2005/1949, K:2006/1952 sayılı kararıyla; davacının İngiltere’nin Channel Adalarında yerleşik olan ... Limited’den kullandığı krediler nedeniyle ödediği faiz üzerinden 5422 sayılı Kanunun 24 üncü maddesi ile bu maddenin verdiği yetki uyarınca alınan 93/5147 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 8 inci maddesinin (b) bendine göre tevkifat yapılmadığı ileri sürülerek tarhiyat yapıldığının anlaşıldığı, anılan Bakanlar Kurulu Kararının 8 inci maddesinin (a) bendine göre, yabancı devletler, uluslararası kurumlar veya yabancı banka ve kurumlardan alınan her türlü krediler için ödenecek faizlerden sıfır oranında, aynı maddenin (b) bendinde ise diğerlerinden %10 oranında tevkifat yapılacağının belirtildiği, 5422 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinde ve anılan Bakanlar Kurulu Kararında, sıfır oranda tevkifat için kredinin münhasıran finansman hizmeti veren kurumlardan alınması, diğer bir ifadeyle, münhasıran finansman hizmeti vermeyen kurumlardan alınan krediler nedeniyle ödenen faizler üzerinden %10 oranında tevkifat yapılması gerektiğine dair bir ‘bare bulunmadığı, bu nedenle sözü edilen yabancı kurumun münhasıran finansman hizmeti vermediğinden sözedilerek %10 oranında tevkifat yapılması gerektiği iddiasıyla yapılan krhiyatta hukuki isabet görülmediği gerekçesiyle vergi, fon payı ve cezanın kaldırılmasına terar verilmiştir. Davalı İdare, inceleme raporu uyarınca yapılan tarhiyatın yasaya uygun olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedir.
Savunmanın Özeti: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
Tetkik Hakimi … Düşüncesi : Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı … Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.
Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince gereği görüşüldü:
Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, bozulması istenilen kararın dayandığı gerekçeler karşısında, yerinde ve kararın bozulmasını sağlayacak durumda görülmemiştir. Bu nedenle, temyiz isteminin reddiner İstanbul 9. Vergi Mahkemesinin 30.10.2006 günlü ve E:2005/1949, K:2006/1952 sayılı kararının onanmasına 12.2.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
DANIŞTAY
Dördüncü Daire
Esas No : 2009/100
Karar No : 2009/1156
Özeti : Enflasyon düzeltmesi sonucu oluşan ve kar dağıtımı yoluyla işletmeden çekilen karın, kurumlar vergisine tabi olacağı hakkında.
İstemin Özeti : Davacı, 31.12.2003 tarihli bilançosunun enflasyon düzeltmesine tabi tutulmasından doğan ve ilgili dönemde dağıtılan karın kurumlar vergisine tabi olmaması gerektiği yolundaki ihtirazi kayıtla verdiği 2006/10-12 nci dönemi geçici vergi beyannamesi üzerinden tahakkuk ettirilip ödenen geçici verginin iadesi istemiyle dava açmıştır. Ankara 3.Vergi Mahkemesi 8.5.2008 günlü ve E:2008/708, K:2008/672 sayılı kararıyla; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun geçici 25 inci maddesinin (g) bendine göre, 31.12.2003 tarihli bilançoların enflasyon düzeltmesine tabi tutulması sonucunda enflasyon karı doğması halinde kurumlar vergisine tabi tutulmayacağı, zarar doğarsa mahsuba konu edilemeyeceği, davacı şirketin 31.12.2003 tarihli düzeltme öncesi bilançosunda 160.311.807.893.048.-TL net dönem karı bulunduğu görüldüğünden, dağıtımı yapılan kar payına isabet eden tutarın sadece elde edenler açısından vergiye tabi gelir olarak dikkate alınması gerekirken, şirketin vergilendirilmesinde mevzuata uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle tahakkukun kaldırılmasına ve ödenen kısmın iadesine karar vermiştir. Davalı İdare, enflasyon düzeltmesi sonrası oluşan karın dağıtılması halinde şirket açısından kurumlar vergisi ve geçici vergiye tabi olması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedir.
Savunmanın Özeti: Temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.
Tetkik Hakimi … Düşüncesi : Enflasyon düzeltmesi sonucu doğan karın herhangi bir sebeple işletmeden çekilmesi halinde vergilendirilmesi Vergi Usul Kanunu’nun geçici 25/g maddesi hükmü gereği olup, düzeltme öncesine ait olmayıp/ 31.12.2003 tarihli bilançonun düzeltilmesi sonucu doğan ve dağıtılmasına karar verilen karın kurumlar vergisine tabi olması gerektiğinden, Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı … Düşüncesi: 213 sayılı Vergi Usul Kanununun geçici 25’inci maddesinin l’inci fıkrasının (g) bendinde, 31.12.2003 tarihli bilançonun düzeltilmiş aktif toplamından düzeltilmiş sermaye, düzeltilmiş hisse senetleri ihraç primleri ve düzeltilmiş hisse senedi iptal karları ile borç toplamının çıkarılması sonucu bulunan farkın, geçmiş yıllar kar/zarar hesabında gösterileceği, bu şekilde tespit edilen geçmiş yıl karının vergiye tabi tutulmayacağı, geçmiş yıl zararının ise zarar olarak kabul edilmeyeceği hükmüne yer verilmiş, pasif kalemlere ait enflasyon fark hesaplarının, herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledilmesi veya işletmeden çekilmesi durumunda, bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin, bu dönemde vergiye tabi tutulacağı kurala bağlanmıştır.
Davacı, 31.12.2003 tarihli bilançosunun düzeltilmesi sonucu oluşan karını ortaklarına dağıtmış ve bu dağıtım nedeniyle vergiye tabi tutulmaması gerektiğini belirterek ihtirazi kayıtla vediği 2006/10-12 dönemine ait geçici vergi beyannamesi üzerinden yapılan tahakkukun kaldırılması ve ödenen kısmın iadesi istemiyle dava açmıştır.
Yukarıda belirtilen 213 sayılı Kanunun geçici 25’inci maddesinin l/g bendi gereği, pasif kalemlere ait enflasyon fark hesaplarının herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledilmesi veya işletmeden çekilmesi halinde, ilgili dönem kazancı ile ilişkilendirilmeksizin bu dönemde vergiye tabi tutulacağı açıktır. Davacı enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan karını ortaklarına dağıtmak suretiyle işletme dışına çıkarmıştır. Kar dağıtımı, işletmenin bir kısım kaynaklarının ortaklara dağıtılması şeklinde gerçekleştirildiğinden bu anlamda işletmeden bir çekiş, işletme dışına çıkarmadır. Dolayısıyla enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan karını, ortaklarına dağıtmak suretiyle işletme dışına çıkaran davacının, bu tutar üzerinden vergilendirilmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu nedenle, ihtilafa konu vergilendirmeye esas dağıtılan karın, davacının enflasyon düzeltmesi öncesi karı olduğu değerlendirmesine yer verilerek yapılan tahakkuku iptal eden Vergi Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince, duruşma yapılmasına ve dava dosyası tekemmül ettiği için davalının yürütmenin durdurulması isteminin incelenmesine gerek görülmeyerek işin esası incelenip gereği görüşüldü:
Davacının 31.12.2003 tarihli bilançosunun enflasyon düzeltmesine tabi tutulması sonucu oluşan karın dağıtılması halinde vergiye tabi tutulmaması gerektiği ihtirazi kaydıyla verdiği 2006/10-12 nci dönem geçici vergi beyannamesi üzerinden yapılan tahakkukun kaldırılmasına ve ödenen kısmın iadesine karar veren Mahkeme kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
5024 sayılı Kanun ile enflasyon düzeltmesi uygulamasına geçilmiş olup, süreklilik arz eden ve düzeltme işlemine ilişkin ana esasların belirlendiği hükümler Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298 inci maddesinde; 31.12.2003 tarihli mali tabloların düzeltilmesine ilişkin hükümler ise geçici 25 inci maddesinde düzenlenmiştir. Anılan düzenleme ile mali tabloların enflasyonun etkisinden arındırılması ve böylece vergileme üzerinde enflasyondan kaynaklanan olumsuzlukların giderilmesi amaçlanmıştır.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun geçici 25 inci maddesinin birinci fıkrasında, “31.12.2003 tarihli bilançoda yer alan parasal olmayan kıymetler aşağıdaki hükümlere göre, bu maddede hüküm bulunmayan hallerde ise Vergi Usul Kanunu’nun bu Kanunla değişik mükerrer 298 inci maddesinde yer alan hükümlere göre düzeltilir.” denilmiş, maddede düzeltmeye ilişkin esaslar belirlenmiştir. Maddenin (g) bendirîde, “31.12.2003 tarihli bilançonun düzeltilmiş aktif toplamından düzeltilmiş sermaye, düzeltilmiş hisse senetleri ihraç Primleri ve düzeltilmiş hisse senedi iptal karları ile borç toplamının çıkarılması sonucu bulunan fark, geçmiş yıllar kar/zararı hesabında gösterilir. Bu şekilde tespit edilen geçmiş yıl karı vergiye tabi tutulmaz, geçmiş yıl zararı ise zarar olarak kabul edilmez. Pasif kalemlere ait enflasyon fark hesapları, herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledildiği veya işletmeden Çekildiği taktirde, bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazana ile ilişkilendirilmeksizin, bu dönemde vergiye tabi tutulur.Ancak öz sermaye kalemlerine ait enflasyon farkları düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edilebilir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sermayeye ilave edilebilir; bu işlemler kar dağıtımı sayılmaz” hükmü yer almaktadır.
Yukarıda açıklanan düzenlemelere göre, 2003 yılı hesap dönemine ait düzeltme öncesi geçmiş yıllar karı veya cari dönem karının bulunması ve bu kardan 1.1.2004 tarihinden sonra kar dağıtımı yapılması halinde, bu ödemelerin işletmeden çekilen değer olarak ayrıca vergiye tabi olmayacağı, ancak elde edenler açısından vergiye tabi gelir olarak değerlendirileceği ve gerekli vergilemenin yapılacağı tabiidir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun geçici 25 inci maddesi uyarınca 31.12.2003 bilançonun enflasyon düzeltmesine tabi tutulması sonucunda geçmiş yıl karı oluşması halinde, bu karın vergiye tabi olmayacağı, ancak herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledildiği veya işletmeden çekildiği takdirde ise bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazana ile ilişkilendirilmeksizin bu dönemde vergiye tabi olacağı açıktır. Bu vergileme ise kurumlar için kurumlar vergisi ve kar dağıtımı halinde ayrıca gelir (stopaj) vergisi olup, bu işlemlerin yapıldığı dönemin kazancı ile ilişkilendirilmeden ayrıca vergiye tabi olması gerekmektedir.
İncelenen dosyada, davacı Kurum, 31.12.2003 tarihli bilançosunun enflasyon düzeltmesine tabi tutulması sonucunda oluşan karın bir kısmının ortaklara dağıtılmasına karar vermiş ve dağıtılan tutar üzerinden gelir vergisi tevkifatı yaparak muhtasar beyanname ile beyan edip, ödemiştir. Ancak, dağıtılan kısmın ayrıca kurumlar vergisine tabi olmayacağı görüşüyle, ilgili dönem geçici vergi beyannamesini ihtirazi kayıtla vererek dava açmıştır. Vergi Mahkemesince, davacı şirketin 31.12.2003 tarihli düzeltme öncesi bilançosunda 160.311.807.893.048.-TL net dönem karı bulunduğu ve bu kısmın dağıtıldığı gerekçesine yer verilmiş ise de, davacının böyle bir iddiası bulunmadığı gibi, dosyada mevcut belgelerden söz konusu karın daha önce dağıtıldığı, ihtilaf konusu karın ise enflasyon düzeltmesi sonucu oluşan ve kar dağıtımı yoluyla işletmeden çekilen kar olduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklanan düzenlemeler dikkate alındığında, enflasyon düzeltmesi sonucu oluşan ve kar dağıtımı yoluyla işletmeden çekilen karın işletme açısından vergilendirilmesinde hukuka aykırılık bulunmayıp, bu karın düzeltme öncesi kar olduğu ve sadece elde edenler açısından vergilendirileceği gerekçesiyle tahakkukun kaldırılmasına ilişkin Mahkeme kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.
Bu nedenle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulüyle Ankara 3.Vergi Mahkemesinin 8.5.2008 günlü ve E-.2008/708, K:2008/672 sayılı kararının bozulmasına, 10.3.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
DANIŞTAY
Dördüncü Daire
Esas No : 2007/4177
Karar No : 2009/751
Özeti : Vergi ziyaı cezası, Vergi Usul Kanunu’nun 344’üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kesildiğinden, bu konuda uzlaşma yolunun kapalı olduğu, ancak tarhiyata ilişkin vergi ceza ihbarnamelerinde yetkili uzlaşma komisyonunun hangisi olduğu yazılarak, davalı idare tarafından davacının yanıltılması ve dava açma süresi geçtikten sonra davacıya tebliğ edilen bir işlemle anılan tarhiyatların uzlaşma kapsamına girmediğinin bildirilmesi karşısında, bu bildirim üzerine aynı gün, yani bildirimden itibaren 15 günlük ek süre geçmeden açılan davanın, süresinde olduğunun kabulü gerektiği hakkında.
İstemin Özeti : 2002 yılı işlemleri incelenen davacı adına 2002/8,9,10,11,12 dönemleri için salınan katma değer vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır. Sivas Vergi Mahkemesi 17.7.2007 günlü E:2006/269, K:2007/319 sayılı kararıyla; 213 sayılı Kanunun 344 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre kesilen vergi ziyaı cezalarını da kapsayan vergi ceza ihbarnamelerinin 4.3.2006 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, dava açma süresinin son günü olan 3.4.2006 tarihinde davacının uzlaşma başvurusunda bulunduğunun, uzlaşma talebinin, uzlaşma komisyonunca 213 sayılı Kanunun 344 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre vergi ziyaı cezası kesilen tarhiyatların uzlaşma kapsamında bulunmadığı belirtilerek reddedildiğinin, söz konusu kararın davacıya 27.4.2006 tarihinde tebliğ edildiğinin ve aynı tarihte kayda giren dilekçe ile dava açıldığının görüldüğü, 213 sayılı Kanunun ek 7 nci maddesinde, dava açma süresi içerisinde uzlaşmaya başvurmakla uzlaşmaya varılamaması halinde dava açma süresinin 15 gün uzayacağının belirtildiği, söz konusu hükmün, uzlaşma komisyonunun yetkisine girmeyen konularda da dava açma süresinin uzayabileceği şeklinde yorumlanamayacağı, bu nedenle davacının uzlaşma kapsamına girmeyen tarhiyatın kaldırılması istemiyle dava açma süresinin son günü olan 3.4.2006 tarihine kadar dava açması gerekirken 27.4.2006 tarihinde açılan davanın süresinde olmadığı gerekçesiyle süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiştir. Davacı, ihbarnamede belirtilen uzlaşma komisyonuna dava açma süresi içerisinde başvuruda bulunduğunu, tarhiyatın uzlaşma kapsamına girmediğini bilemeyeceğini, yargılanma hakkının
elinden alınmaması gerektiğini, tarhiyata karşı açtığı davanın esastan incelenmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedir.
Savunmanın Özeti : Yasal dayanaktan yoksun istemin reddi gerektiği düşünülmüştür.
Tetkik Hakimi … Düşüncesi : Dava konusu tarhiyata Vergi Usul Kanunu’nun 344 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ceza uygulandığı için bu tarhiyata karşı uzlaşma yolunun kapalı olduğu tabiidir. Ancak tarhiyata ilişkin vergi ceza ihbarnamelerinde yetkili uzlaşma komisyonu belirtilerek davalı İdare tarafından davacının yanıltılması ve dava açma süresi geçtikten sonra tesis edilen ve davacıya ayrıca tebliğ edilen bir işlemle anılan tarhiyatların uzlaşma kapsamına girmediğinin bildirilmesi üzerine, aynı gün yani Vergi Usul Kanunu’nun Ek 7 nci maddesinde öngörülen 15 günlük ek süre geçmeden açılan davanın süresinde olduğunun kabulü hakkaniyete uygun olacağından temyiz isteminin kabulüyle kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı … Düşüncesi : İdare ve yergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.
Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince gereği görüşüldü:
2002 yılı işlemleri incelenen davacı adına 2002/8,9,10,11,12 dönemleri için salınan katma değer vergisi ile kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar veren Vergi Mahkemesi kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.
213 sayılı Kanunun Ek 7 nci maddesinde, müddeti içinde uzlaşma talebinde bulunan mükellefin veya ceza muhatabının uzlaşma talep ettiği vergi veya ceza için, ancak uzlaşma vaki olmadığı takdirde dava açma yoluna gidebileceği, uzlaşmanın vaki olmaması halinde mükellef veya ceza muhatabının; tarhedilen vergiye veya kesilen cezaya, uzlaşmanın vaki olmadığına dair tutanağın kendisine tebliğinden itibaren genel hükümler dairesinde ve yetkili vergi mahkemesi nezdinde dava açabileceği, bu takdirde, dava açma müddeti bitmiş veya 15 günden az kalmış ise bu müddetin tutanağın tebliği tarihinden itibaren 15 gün olarak uzayacağı hükmüne yer verilmiştir.
Uzlaşmanın amacının vergi tarh eden idare ile vergiyi ödeyecek olan yükümlünün uyuşmazlık çıkarmadan anlaşabilmelerini sağlamak olduğu gözönünde bulundurulduğunda, kanun koyucunun uzlaşma davetine katılan ancak uzlaşamayan yükümlü ile uzlaşma başvurusunda bulunmakla beraber yasal engellerden dolayı uzlaşmayı temin edemeyen yükümlü arasında, dava yoluna başvurma bakımından bir farklılık yaratmak istediği söylenemez.
Dosyanın incelenmesinden, dava konusu tarhiyata ilişkin vergi ceza ihbarnamelerinin 4.3.2006 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, dava açma süresinin son günü olan 3.4.2006 tarihinde davacının uzlaşma başvurusunda bulunduğu, uzlaşma komisyonunca yükümlünün talebinin uzlaşma kapsamında bulunup bulunmadığının öncelikle incelenerek bu konuda bir karar verilmesi gerekirken, bu zorunluluğa uyulmaksızın, tarhiyatın kaldırılması talebiyle açılacak dava için Yasada öngörülen bir aylık süreden sonraya rastlayan 27.4.2006 tarihinde 213 sayılı Kanunun 344 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre vergi zıyaı cezası kesilen tarhiyatların uzlaşma kapsamında bulunmadığı belirtilerek uzlaşma talebinin reddedildiği, söz konusu kararın davacıya 27.4.2006 tarihinde tebliğ edildiği ve aynı tarihte kayda giren dilekçe ile dava açıldığı anlaşılmıştır.
Vergi ziyaı cezası, Vergi Usul Kanunu’nun 344 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kesildiğinden bu konuda uzlaşma yolunun kapalı olduğu açıktır. Ancak tarhiyata ilişkin vergi ceza ihbarnamelerinde yetkili uzlaşma komisyonunun hangisi olduğu yazılarak davalı İdare tarafından davacının yanıltılması ve dava açma sûresi geçtikten sonra tesis edilen ve davacıya ayrıca tebliğ edilen bir işlemle anılan tarhiyatların uzlaşma kapsamına girmediğinin bildirilmesi karşısında, bu bildirim üzerine aynı gün, yani bildirimden itibaren 15 günlük ek süre geçmeden açılan davanın süresinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulüyle, Sivas Vergi Mahkemesinin 17.7.2007 günlü ve E:2006/269, K:2007/319 sayılı kararının bozulmasına 12.2.2009 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
X-Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının onanması gerektiği görüşüyle karara karşıyız.
|