|
TÜRKİYE’DE ÖZELLEŞTİRME UYGULAMA VE SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ (1984-2007)
Abdüllatif Şener
(*)
Kenan Işık (**)
I- GİRİŞ
Yirminci yüzyılın sonlarına
doğru özelleştirme, liberalizasyon ve deregülasyon politikaları birçok
ülkede uygulama zemini bulmuştur. Bu dönemde Batı dünyası içine düştüğü
bunalımın sorumlusu olarak devlet müdahalesini görmeye başlamış, piyasa
mekanizmasının etkinleştirilmesi öncelikli hedef haline gelmiştir. Kamu
işletmelerinin yetersiz performansları nedeniyle devlet, alt yapı
hizmetleri dahil olmak üzere işletmecilik faaliyetlerinden çekilerek, bu
alanlarda düzenleyici ve denetleyici bir rol üstlenmeye başlamıştır.
Dünyada son dönemde bilgi
teknolojisi ve sermaye hareketleri başta olmak üzere yaşanan hızlı değişim
ve küreselleşme sonucunda her alanda hızlı rekabet yaşanmaktadır. Ülkelerin
rekabet gücünün sürdürülebilirliği ise uygulanan iktisat politikalarındaki
rasyonellikle doğru orantılıdır. Diğer bir ifade ile karar vericilerin kısa
vadeli çıkarları ön planda tutarak verdikleri popülist kararlar ülkelerin
rekabet gücünü artırması ve bunu sürdürmesinde önemli bir engel olarak
değerlendirilmektedir. Rasyonel kararların alınması ülkelerin rekabet gücünü
artırırken, sapmalar maliyetler oluşturarak rekabet gücünü azaltmakta ve
refah düzeyinin gerilemesine yol açmaktadır.
1980 sonrasında hızlanan
küreselleşme sürecinin etkilerinin en çok hissedildiği alan ekonomik
ilişkiler olmuştur. Bu gelişmeden, çok uluslu şirketler karşısında yeterli
teknoloji ve rekabet gücüne sahip olmayan yerli özel işletmeler ile kamu
işletmeleri ağır bir biçimde etkilenmişlerdir. Bu etkilenme kamu işletmeleri
üzerinde daha belirgin olmuştur. Kamu ekonomisinde karar alma sürecinin
yavaş işlemesi, kamu işletmelerinde teknolojik gelişmelere uyumun zamanında
sağlanamaması veya yeterli sermaye bulunamaması gecikmelere yol açmış,
bu
durum kamu işletmelerinin rekabet edebilmesini ve faaliyetlerini
sürdürmelerini her geçen gün zorlaştırmıştır. Bu sebeple tekel olanlar
hariç, kamu işletmelerinin birçoğu her geçen gün piyasada pazar paylarını
kaybetmişlerdir. Rekabetçi konumundaki birçok kamu işletmesi başlangıçta kar
eder durumda iken, daha sonra küreselleşmenin ağır etkisi altında giderek
zarar etmeye başlamışlardır. Özellikle 1990 yılından sonra bu işletmelerin
büyük bir kısmında piyasa fiyatının çok üzerinde üretim maliyetlerinin
oluşması nedeniyle, üretim yapmak yerine üretilen ürünü piyasadan temin
etmenin daha tercih edilir olması üretim yapılmamasına veya zararına
üretimlerin kamu bütçesinden sübvansiyonlar ile devam ettirilmesine yol
açmıştır. Bu sebeple, birçok kamu işletmesinde ya üretim durdurulmuş ya da
zararına üretim sürdürülmüştür. Bu gelişme, siyasal iktidarları kamu
tarafından üretilen mal ve hizmetlerde özelleştirme yapmaya iten önemli bir
unsur olmuştur.
Son yıllarda
birçok hükümet çeşitli kamu hizmetleri için sorumluluğu kısmen veya tamamen
özel sektöre devretmeye başladılar. 1979 yılında Thatcher Hükümeti ile
İngiltere’de başlayan özelleştirme uygulamaları giderek yayılmış,
bu tarihten sonra birçok ülkede hükümetler kamunun yükünü azaltmak, tüketici
tercihini maksimize etmek ve diğer amaçları yerine getirmek için
özelleştirme uygulamalarına yönelmişlerdir (Gormly, 1991: 3).
Ülkemizde
de küreselleşme karşısında dünyadaki gelişmelere uyum sağlamak üzere
özelleştirme uygulamalarına 1984 yılında başlanmıştır. Bu dönemden sonra,
hükümet programlarında genel olarak yeniden yapılanma kapsamında yer alan
özelleştirme, kamu harcamalarının disiplin altına alınması ve kamu
gelirlerinin artırılması, dolayısıyla bütçe açıklarının azaltılması
bağlamında kullanılacak bir argüman olarak öngörülmüştür.
II- ÖZELLEŞTİRME
VE KAMUSAL FİNANSMAN
Dar anlamıyla özelleştirme, kamu işletmelerinin, varlık ve tesislerinin,
kamuya ait mülkiyet, tekel, işletme hak ve imtiyazlarının kısmen veya
tamamen özel sektöre devredilmesidir. Özelleştirme düşüncesinin temelinde,
kamu işletmeciliğinin mevcut kaynakları rasyonel, etkin ve verimli bir
biçimde kullanmada yetersiz kalması ve alınan sonuçların ekonominin genel
performansında önemli olumsuzluklara yol açarak ekonomik istikrarsızlığın
başlıca nedeni olduğu görüşü yatmaktadır. Özelleştirme ile ekonomik yönden,
kamu mülkiyetinin özel kişi ve kuruluşlara devredilerek mevcut kaynakların
daha rasyonel, etkin ve verimli kullanılması suretiyle, işletmelerin düşük
olan genel performansının yükseltilmesi hedeflenirken; sosyal yönden ise,
sermayeyi tabana yaymak suretiyle daha geniş halk kitlelerinin hisse senedi
sahipliği teşvik edilerek, gelir dağılımındaki dengesizliklerin düzeltilmesi
amaçlanmaktadır. Daha geniş anlamda özelleştirme ile devletin ekonomiye
olan müdahalesinin sınırlandırılarak asgari düzeye indirilmesi ve serbest
piyasanın işleyişine etkinlik kazandırılması hedeflenmektedir.
Özelleştirmenin ana felsefesi, devletin asli görevleri olan adalet, eğitim,
sağlık, iç ve dış güvenliğin sağlanması gibi harcamalar ile özel sektör
tarafından yüklenilemeyecek altyapı yatırımlarına yönelmesi, ekonominin
serbest piyasa tarafından yönlendirilmesidir.
Özelleştirme teriminin farklı anlamları vardır. İdeolojik bir ilke olarak
özelleştirme daha küçük devlet, daha az vergiler ve kamu işlerinde daha az
idari müdahale ile özdeştir. Devletin küçülmesine yönelik bir strateji
olarak özelleştirme kavramı konusunda literatürde önemli tartışmalar
bulunmaktadır (Bkz. Butler, 1985). Muhafazakâr teorisyenlere göre, devlet
yapması gerekenden daha fazla düzenleme üretmektedir. Oysa eğer bireylerin,
ailelerin ve firmaların piyasanın taleplerine göre düzenleme ve hizmet
sunmaları sağlanabilirse, kamunun elindeki varlıklar en yüksek fiyatı verene
satılabilirse, potansiyel olarak kar getiren teşebbüsler o zaman daha etkin
bir şekilde yönetilir ve halk aldığı hizmetler için daha az ödeme yapar (Van
Horn, 1991: 261-262).
Standart piyasa ekonomisi analizlerinde rekabet, sıkı bütçe politikası ve
mülkiyet yapılarının işletmelerin davranışları üzerindeki disipline edici
etkilerine vurgu yapılır (Bkz. Bishop et al, 1994 ve Megginson et al, 1994).
Batılı ekonomilerde özel mülkiyet hakimdir, devlet sübvansiyonlarının ve
müdahalelerin düzeyleri düşüktür ve rekabetçi piyasa yapıları vardır. Öyle
ki, genel ortam bunların hiçbirisi ile karakterize edilmeyen bir firma için
bile disipline edici bir etki ortaya çıkarabilmektedir.
Makro istikrarsızlık, özellikle büyük bütçe açıkları, özelleştirme sürecine
ivme kazandıran hususların başında gelir. Kamu sektörü finansal durumunun
zayıf olması, reform çabalarını ve bu reformların politik kabul
edilebilirliğini etkilerken, daha yüksek kamu açıkları ile kamu sektörünün
daha hızlı yeniden yapılandırılması arasında da belirgin bir ilişki ortaya
çıkmaktadır.
Özelleştirmelerin başarısını veya gerekliliğini değerlendirmek için, her
şeyden önce kamu harcamalarının nasıl arttığını ve harcamaların
azaltılmasına yönelik programların niçin bu kadar dirençle karşılaştığının
anlaşılması gerekmektedir. Bu çerçevede özelleştirme ve kamu sektörünün
finansal durumu arasındaki karşılıklı etkileşime bakmak yararlı olur. Diğer
koşullar sabitken, özelleştirme programlarının, kısa vadede devlet
hazinesine yönelik fon girişlerini artırması ve daha önce kamu girişimlerine
verilen sübvansiyonların azaltılması suretiyle bütçe açıklarını düşürmesi
beklenir.
Özelleştirmeden elde edilen gelirlerin kullanım biçimi, öncelikle kamu
sektöründeki nakit akımlarını etkiler. Eğer satışlardan elde edilen gelirler
birçok ülkede yapıldığı gibi, kamu borcunun azaltılması için kullanılırsa,
faiz ödemelerinin düşmesi ve sonuç olarak kamu sektörünün nakit akım
pozisyonunun daha güçlü hale gelmesini sağlar. Bu kaynakların sürekli
harcamalar için kullanılması yerine, gelecekte negatif nakit akımları
ortaya çıkarabilecek olan ödemeler için bir kerede kullanılması bazı makro
ekonomik göstergeler üzerinde kamudan kaynaklanan olumsuzlukların
düzelmesine yol açar. Özelleştirmenin kamu kesimi borçlanma gereklilikleri
üzerindeki etkisi çerçevesinde faiz oranlarının düşmesi ve bunun da
yatırımları ve büyümeyi hızlandırması ve enflasyonu düşürmesi beklenir.
Kısaca belirtmek gerekirse, özelleştirme bir taraftan daha düşük açıklar ve
daha az borçlanma, diğer taraftan kamu teşebbüslerine yönelik net
transferlerde azalma ile kamu sektörünün mali durumunu iyileştirir. Ayrıca
özelleştirme sonrasında, sözkonusu firmaların cirolarındaki ve karlarındaki
gelişmelere bağlı olarak vergi gelirlerinde de artışlar gerçekleşebilir.
Özelleştirmenin bütçe üzerindeki etkileri analiz edilirken cevaplanması
gereken iki soru gündeme gelmektedir.
1-
Devlet hazinesinden kamu işletmelerine ne kadar transfer yapılmaktadır?
2- Kamu işletmelerinden devlet hazinesine ne kadar kaynak aktarılmaktadır?
O halde, kamu işletmelerinin kamuya yük teşkil edip etmediği
sorusunun cevabı, kamudan bu kuruluşlara aktarılan tutarlarla, sözkonusu
kuruluşların aktardıkları kaynakların karşılaştırılması sonucunda ortaya
çıkacaktır.
III- TÜRKİYE’DE ÖZELLEŞTİRME UYGULAMALARI
Burada
öncelikle özelleştirme sürecinin hukuki altyapısı ortaya konulacak, ardından
başlangıcından günümüze özelleştirme uygulamaları ana hatlarıyla gözden
geçirilecektir.
A.
Mevzuat Düzenlemeleri
Ülkemizde
konuyla ilgili ilk yasal düzenleme, 17.3.1984 tarih ve 2983 sayılı
Tasarrufların Teşviki ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkında
Kanundur. Bu Kanunla, tasarrufların teşviki ve sağlanacak fonlarla kamu
yatırımlarının süratle gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Kamu kurum ve
kuruluşlarına ait her çeşit alt yapı tesisleri ile KİK ve İDT’lere
ait tesisler için gelir ortaklığı senedi, KİT ve İDT’ler için hisse senedi
çıkartılması ve işletme hakkı verilmesi, sağlanacak gelirlerin Kamu
Ortaklığı Fonu’nda toplanması öngörülmüştür. Kanunda üst düzeyde kararları
almak üzere Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı Kurulu oluşturulmuş, bu kararları
uygulamak üzere 1.5.1985 tarih ve 3188 sayılı Kanunla Toplu Konut ve Kamu
Ortaklığı İdaresi Başkanlığı kurulmuştur. 2983 sayılı Kanun’da işletme hakkı
verilmesi, KİT’lere ait tesislerin mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydıyla
belirli bir bedel karşılığında belli süre ve şartlar dahilinde gerçek ve
tüzel kişiler tarafından işletilmesi ve mamullerinin pazarlanması olarak
kabul edilmiştir. Gelir ortaklığı senedi ve işletme hakkı devri uygulaması,
ilk defa bu Kanunla mevzuatımıza girmiştir. Gelir ortaklığı senetlerine
ilişkin ayrıntılar daha sonra yürürlüğe konulan Kamu Ortaklığı Fonu
Yönetmeliğinde düzenlenmiştir. Söz konusu yönetmelikte, kamu kurum ve
kuruluşlarına (İDT, KİK dahil) ait alt yapı tesislerinin (köprü, baraj,
elektrik santralı, karayolu, demiryolu ve benzeri) gelirlerine gerçek ve
tüzel kişilerin ortak olması için gelir ortaklığı senedi ihraç edilmesi ve
bu senetlere verilecek gelirin Kamu Ortaklığı Kurulu tarafından belirlenmesi
öngörülmüştür.
Türkiye’de özelleştirme ile ilgili kapsamlı düzenleme 28.5.1986 tarih ve
3291 sayılı Kanunla yapılmıştır. Bu Kanunda kamu kuruluşlarının özelleştirme
kapsamına alınması ve uygulamalarının yürütülmesine ilişkin esaslar
belirlenmiş, İDT, KİK, müessese, bağlı ortaklık, işletme ve işletme
birimlerinin doğrudan doğruya veya dolaylı olarak devlete ait hisselerinin
tamamının bedel alınmadan Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi’ne devrine
imkan sağlanmıştır. Özelleştirme uygulamaları konusunda en üst karar mercii
olarak Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı Kurulu belirlenmiştir.
Toplu
Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi, 412 ve 414 sayılı KHK’ler ile 10.4.1990
tarihinden itibaren Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ve Kamu Ortaklığı İdaresi
Başkanlığı adı altında iki ayrı kuruluş olarak yeniden örgütlenmiştir. 414
sayılı KHK ile Kamu Ortaklığı İdaresi, özelleştirme uygulamalarının
yürütülmesi ve Kamu Ortaklığı Fonu ile Çalışanların Tasarruflarını Teşvik
Hesabı’nın yönetimi konusunda görevli kılınmıştır. 6.1.1992 tarihinde
yürürlüğe giren 473 sayılı KHK ile özelleştirme uygulamaları konusunda
yeniden en üst karar organı olarak Kamu Ortaklığı Yüksek Kurulu
belirlenmiştir.
3291
sayılı Kanun’da yer alan özelleştirmeye ilişkin hükümlerin gelişen koşullara
göre yetersiz kalması, özelleştirmede ortaya çıkan yetki kargaşası ve
özelleştirmenin hukuki alt yapısının süratli bir özelleştirmeye imkân
vermemesi karşısında yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştur. Bu amaçla
11.5.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3987 sayılı yetki Kanununa dayanarak 530
ve 531 sayılı KHK’ler çıkarılmıştır. Bu KHK’ler ile 2983 ve 3291 sayılı
Kanunlarda değişiklikler yapılmıştır. Daha sonra söz konusu KHK’lerin
dayanağı olan 3987 sayılı yetki Kanununun Anayasa Mahkemesinin 7.7.1994
tarihli kararıyla iptal edilmesi üzerine, 27.11.1994 tarih ve 4046 sayılı
Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun çıkarılmış, Özelleştirme
İdaresi Başkanlığı ve Özelleştirme Fonu kurulmuştur. Bu Kanunda özelleştirme
işlemleri konusunda en üst karar organı olarak Özelleştirme Yüksek Kurulu
belirlenmiştir. 4046 sayılı Kanunda, Özelleştirme Yüksek Kurulu,
Özelleştirme İdaresinin görev ve yetkileri, özelleştirme uygulamalarında
uyulacak ilkeler ve kurallar ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Daha sonraları
söz konusu Kanunda esas yapı korunarak çeşitli değişiklikler yapılmıştır.
Bugün özelleştirme uygulamaları 4046 sayılı Özelleştirme Kanununa göre
yapılmaktadır.
14.6.1995 tarihinde 4046 sayılı Kanun çerçevesinde Türk Telekomünikasyon
A.Ş.’nin hisseleri özelleştirme kapsamına alınarak Özelleştirme İdaresi’ne
devredilmiştir. Ancak bu işlemin 28.2.1996 tarihinde Anayasa Mahkemesi
tarafından iptal edilmesi ile adı geçen Şirket özelleştirme kapsamından
çıkartılmıştır. Daha sonra Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin özelleştirme
çalışmaları 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunun ile 4161, 4502, 4673,
4971, 5189 ve 5335 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde yürütülmüştür. 4971
sayılı Kanunda, Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin özelleştirilmesine ilişkin
stratejinin belirlenmesi ve Telekom hisselerinin hisse senedine
dönüştürülebilir tahvil yoluyla satışına imkân verecek düzenleme
yapılmıştır.
Diğer taraftan,
3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi,
İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanuna göre
Enerji Bakanlığınca kullanılan elektrik üretim ve dağıtım tesislerinin
özelleştirilmesi yetkisi, 20.02.2001 tarih ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası
Kanununun 14 üncü maddesinde yapılan değişiklik ile Özelleştirme İdaresi’ne
verilmiştir.
Özelleştirme programında bulunan kuruluşlarda istihdam edilen işçilerin
özelleştirme sonrası işsiz kalmaları durumunda, iş bulabilmelerine çözüm
bulunamaması özelleştirmenin önündeki en büyük engeli oluşturmuştur.
Özelleştirmeler sonrası birçok kurumda uzun süreli eylemler ve olaylar
olmuş, özelleştirmelerin bir anlamda işsizleştirmeye dönüştüğü şeklindeki
kanaatler yaygınlaşarak, özelleştirmelere karşı toplumsal bir direncin
oluşmasına yol açmıştır. Bunun üzerine 2003 yılı başında 58 inci Hükümet
tarafından bu personelden özelleştirme sonrası isteyenlere memurluğa geçme
hakkı tanıyan bir kanun tasarısı TBMM’ye sunulmuş, daha sonra bundan
vazgeçilerek 3.5.2004 tarihli ve 2004/7898 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve
ek düzenlemelerine istinaden 01.01.1992 tarihinden itibaren özelleştirme
sonucu işten çıkarılan işçilerden emekli olmayanların 657 sayılı Kanunun 4/C
maddesi çerçevesinde diğer kamu kurum ve kurumlarına geçici personel olarak
atanmaları imkanı sağlanmıştır. Diğer yandan, 4046 sayılı Özelleştirme
Kanununun 21, 22 ve 24 üncü maddeleri kapsamında, çalışanların
mağduriyetlerini en aza indirecek uygulamalar da yapılmıştır. Bu konu,
özelleştirme giderleri başlığı altında ayrıca incelenecektir.
B.
Özelleştirme Uygulamaları
Özelleştirme İdaresi’nce, 1984-2004 döneminde 243 kuruluştaki kamu
hisseleri, 22 yarım kalmış tesis, 198 taşınmaz, 4 elektrik santrali, 6
otoyol, 2 boğaz köprüsü, 28 tesis, 55 akarsu santrali, 6 liman, 19 elektrik
dağıtım bölgesi, karayolları araç muayene istasyonları ve şans oyunları
lisans hakkı özelleştirme kapsam ve programına alınmıştır (Başbakanlık YDK,
2004: V).
|
TABLO 1: ÖZELLEŞTİRME UYGULAMALARI İŞLEM SAYISI |
|
|
1985-1994 |
1995-2002 |
2003-2007 |
TOPLAM |
ELDE EDİLEN GELİR ($) |
|
|
|
|
|
|
|
|
BLOK SATIŞ |
71 |
72 |
38 |
181 |
18.782.078.433 |
|
KAMU HİSSELERİNİN TAMAMI |
69 |
72 |
37 |
178 |
|
|
KAMU HİSSELERİNİN BİR BÖLÜMÜ |
2 |
|
1 |
3 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İŞLETME VE TESİS SATIŞI |
24 |
108 |
34 |
166 |
2.168.437.811 |
|
HALKA ARZ |
25 |
3 |
4 |
32 |
5.180.202.610 |
|
İMKB SATIŞI |
75 |
7 |
13 |
95 |
1.285.867.847 |
|
VARLIK SATIŞI |
18 |
558 |
601 |
1177 |
2.069.433.219 |
|
|
|
|
|
|
|
|
LİMANLAR |
0 |
11 |
6 |
17 |
|
|
OTEL VE SOSYAL TESİS |
0 |
6 |
8 |
14 |
|
|
GEMİ |
0 |
0 |
3 |
3 |
|
|
KAMU HİZMETİ |
0 |
0 |
2 |
2 |
|
Kaynak: ÖİB
verilerinden yararlanılarak hazırlanmıştır.
TABLO 1’de
görüldüğü gibi, bugüne kadar özelleştirme kapsam ve programına alınan
kuruluşlardan 181’inde blok satış yöntemi ile işlem yapılmış olup, bu
işlemler neticesinde 178 şirkette kamu hisselerinin tamamı, 3’ünde kamu
hisselerinin bir bölümü satılmıştır. 166 işletme ve tesis satışı
gerçekleştirilmiştir. 32 halka arz işlemi, 95 İMKB’de satış işlemleri
yapılmıştır. 1177 varlık satışı gerçekleştirilmiş olup, söz konusu satışlar
içerisinde 17 liman işletmesinin işletme hakkı devri, 14 otel ve sosyal
tesis, 3 gemi ve 2 kamu hizmetinin özelleştirme işlemi bulunmaktadır. Türk
Telekom’un özelleştirilmesi yürürlüğe konulan özel kanunlar ile
tamamlanmıştır.
GRAFİK 1: ÖZELLEŞTİRME UYGULAMALARININ DAĞILIMI

Özelleştirme uygulamalarının yaklaşık yüzde 63’ünü blok satışlar
oluşturmaktadır. Halka arzlar yüzde 17, varlık satışları ile işletme ve
tesis satışları yüzde 7’şerlik, İMKB’de satışlar yüzde 4 ve bedelli
devirler yüzde 2’lik bir paya sahiptir.
|
|
TABLO 2: ÖZELLEŞTİRME UYGULAMALARI SATIŞ TUTARLARI |
|
|
|
|
Yıl |
Blok Hisse Satışı |
İşletme/Tesis Satışı |
Halka Arz |
İMKB'de Satış |
Varlık Satışı |
Bedelli Devir |
Toplam ($) |
|
1986 |
1 |
0 |
0 |
0 |
0 |
0 |
1 |
|
1987 |
0 |
0 |
0 |
0 |
0 |
0 |
1 |
|
1988 |
13 |
0 |
13 |
0 |
0 |
0 |
27 |
|
1989 |
121 |
0 |
0 |
9 |
1 |
0 |
131 |
|
1990 |
0 |
0 |
321 |
165 |
0 |
0 |
486 |
|
1991 |
44 |
0 |
73 |
107 |
20 |
0 |
244 |
|
1992 |
410 |
0 |
0 |
13 |
0 |
0 |
423 |
|
1993 |
365 |
15 |
24 |
150 |
13 |
0 |
567 |
|
1994 |
8 |
5 |
333 |
67 |
0 |
0 |
| |